Kış zorlu bir aydır. Yağmuruyla, çamuruyla, rüzgarıyla, soğuğuyla bezdirir insanı. Hele Ankara'nın kuru ayazı ile merhaba diyorsanız kışa, anlarsınız sizde; tıpkı işinden çıkıp, bata çıka karın içinde yol almakta olan Efe gibi.
Yazmakta olduğu romanının, son bölümünü tamamlamak için gecenin geç saatlerine kadar ofisinde bulunan bilgisayar başında geçirmişti adam. Son bölümü tamamlayıp bilgisayarı kapatırken dışarıda başlamış olan kar yağışını fark etmemişti bile. Ofisinin penceresinden halbuki lapa lapa yağmakta olan kar taneleri ne kadar da zararsız gözüküyordu adam için. Paltosunu giyip, sıkıca atkısını boynuna doladıktan sonra hevesle dışarı çıkmıştı.
Ofisinin bulunduğu, binanın girişinde, kaldırım kenarında beklemekte olduğu arabasını, beyaz tepeciklerin arasında bulmakta oldukça zorlanmıştı adam. Sabah erkenden ofise gelmişti ve durmaksızın yazmakta olduğu için aklı uçup gitmişti. Yan yana dizilmiş arabaların üzerindeki karları temizlemeye başladı. Bir kaç denemeden sonra kendi arabasının koyu yeşil rengini gördüğünde, sürücü kapsının kilidine anahtarını sokmayı denemişti. Fakat donmuş olan kilit, anahtara geçiş izni vermemişti. Adam eğilerek, kilidin hizasına yaklaştı ve ağzından sıcak buharı üflemeye başladı. Bu kilidi ısıtma çalışması yaklaşık beş dakika sürmüştü fakat sonunda anahtar kilidin içindeki buzları aşarak içeri girmeyi ve kapıyı açmayı başarmıştı.
Arabanın içine kendini attığında adam ilk olarak kilide uygulamış olduğu sıcak buhar işlemini bu kez ovalayarak kendi eline de yapmıştı. Parmaklarının, damarlarının içinde tekrar kanların hareket ettiğini hayal ederek bu sefer anahtarı arabanın kontağına yerleştirmişti. Fakat kış gecesinin ona oynadığı kötü oyunların sonu gelmediğini anladı adam. Kontağı döndürmesine rağmen arabanın motorundan hiç bir ses gelmemişti. Saat gecenin ikisiydi. Batıkent de bulunan evine buradan yani Beşevlerden bu saatte gitmenin hiç bir yolunun olmadığını biliyordu. Saatin iki olması hiç bir şeyi ifade etmiyordu aslında. İşlek olan ana cadde yarım metre yüksekliğinden karla kaplanmıştı. Arabasını çalıştırabilmiş bile olsaydı, yinede bir metreden fazla ilerleyemeyecekti.
Geceyi arabanın içerisinden geçirmeye karar vermişti ki saatlerdir bir şey yemediğini hatırlattı ona midesi; o kendine has gurultu senfonisini çalarak. Arabadan dışarı çıkıp kendisi gibi mahsur kalan bir bakkal yada restoran olabileceğini düşünmüştü.
Karın içerisinde zorlukla hareket edebiliyordu. Fakat yinede adam kış mevsimini hep sevmişti. Ayağının altında ezilerek kütürdeyen karı hissetmek hoşuna gidiyordu. Bir süre durakladı ve gök yüzünden yeryüzüne inerken hiç bir kar tanesinin bir birine değmeyişini gülümseyerek izledi. Avucunu açıp, o kar tanelerinin avucundan birleşmesini, her birinin saniyeler sonra eriyerek su oluşunu izledi adam. Fakat adam için güzel olan bu durumun kötü sonuçları da olacaktı. Eli şimdiden soğuktan dolayı çatlamaya başlamıştı. Karla birlikte esmekte olan kuru ayaz yüzünün kaskatı kesilmesine neden oluyordu. Yinede kışı sevmekten vazgeçmedi.
Karın izin verdiği kadar hızlı bir şekilde yürümeye devam etti adam. Caddeden aşağı metro girişine kadar ilerlemişti. Fakat karşılaştığı manzara hiçte beklediği gibi olmadı. Metro girişi kapalı, hemen yan tarafında bulunan benzinlik bile kara gömülmüş ve tamamen karanlıktı. Etrafta ne açık bir dükkan neden kendi gibi bir sığınacak bir yer arayan insan vardı. Kar yağışını arttırmış şimdi tam bir tipiye dönüştürmüştü. Üç, beş metreden ilerisi gözükmüyordu. Tekrar arabasına dönmeye karar verdi. Sokaklarda kar içinde, göz gözü görmeden açık bir yer aramanın hiç bir mantığı yoktu. Arabasına dönecek, fırtınanın geçmesini yada sabah olmasını bekleyecekti.
Kotunun paçaları tamamen kardan dolayı önce ıslanmış şimdide buz kesmeye başlamıştı. Paçalarından yayılan soğun etkisi ile adam ayaklarını hissetmemeye başladı. Daha on dakika önce karı yararak geçmiş olduğu yerleri tekrar karlar kaplamıştı. Ayaklarını hissetmiyordu fakat tamamen iç güdüsel olarak yürümeye devam etti. Zihni arabaya odaklanmıştı. Başı aşağıda kambur bir şekilde ilerlemeye devam etti yazar. Arabasının ve ofisinin bulunduğunu tahmin ettiği sokağın köşesine geldiğinde karşılaştığı manzara karşısında dona kalmıştı.
Bir kaç metre ilerisinde, arabanın olduğunu düşündüğü kar yığının üzerinde bacak bacak üzerine atmış çok güzel bir kadın görmüştü. Kadın gecenin karanlığında hafif bir şekilde ışık saçıyordu ve adam yanlış görmüyorsa kadın tamamen çıplaktı. Adama kadının büyüsüne kapılarak bir kaç adım daha yaklaştı. Altın sarısı saçları ve tamamen mavi bir şekilde parlayan gözleri vardı. Kadına bir adım daha yaklaşma cesaretini sergilediğinde kadının vücudunun o bütün güzel hatları daha net gözüküyordu. Tamamen kusursuzdu. Kışın bu dondurucu soğukta kadının çıplak olması adamı şok etmişti fakat daha sonra gördüğü şey ise tamamen beynin felce uğramasına neden oldu.
Kadının sırtında beyaz tüylerden oluşan bir çift kanat beliriverdi. O kadar beyazdı ki gök yüzünden yağmakta olan kar taneleri bile onun beyazının yanında kirli kalıyordu. Soğuktan yada kadının imkansızlığından dolayı adam olduğu yerde dona kalmıştı. Kadının mavi ışık saçan gözleri adama bakmaya devam ederken kanatlar gerildi ve kadını bir kaç metre yukarı uçurdu.
Otuz yıllık yaşamı boyunca hiç bu kadar güzel bir varlık görmemişti adam. Kadın uçarken ondan hem etkilenmiş hemde korkmuştu. Bedeni hareket edemiyordu ama zihni sürekli düşünmeye ve bu gerçek karşısında spazmlar geçirmeye devam etti. Kadın havada duruşuna devam ederken, bu kez adamın zihni ona başka bir şey hatırlattı. Bu uçan kadın tıpkı kitabında konu aldığı meleklere benziyordu. Acaba vücudunun yanı sıra beyninin de soğuktan donmuş olabileceğini düşündü adam. Zorlukla gözlerini bir kaç saniye kapattı ve gördüğü hayalin yok olması umuduyla tekrar gözlerini açtı.
Fakat hiç bir şey değişmemişti. Kar yağmaya devam ediyor, kar tanelerinin arasında, başının üzerinde kanatlarını açmış bir şekilde kadın beklemeye devam ediyordu. Kadının gözlerindeki mavi ışık daha fazla parlamaya ve ışık saçmaya başlayınca hızlı bir şekilde kadın havada süzülerek adamın önünde durdu.
Adamın başta ayakları olmak üzere bütün vücudu kaçması için beyne sinyaller gönderiyordu fakat beyin tamamen bütün organlarla bağlantıyı kesmiş sadece gözlere, karşısındaki varlığa bakmasını söylüyordu. Kadının gerçekten imkansız denebilecek kadar güzeldi. Yüzü tamamen kusursuzdu, dudakları kırmızının en ateşli tonuydu, ışık saçan mavi gözlerinin içerisinde ise tamamen başka bir evren saklıydı. Kadın elini kaldırıp, işaret parmağı ile adamın alnın ortasına dokundu.
Vücut tamamen bütün direnişini yitirerek bağları çözüldü ve karların üzerine doğru sırt üstü düştü. Fakat aynı anda adamın ruhu bedeninden hızla fırlayarak göğe doğru yükselmeye başladı. Önce dünyanın atmosferinden çıktı. Sonra ayın yanından geçti. Bir çok yıldız ve gezegen geçmişti fakat hızlı bir şekilde ilerlemesi son bulmadı. Adamın ruhu kendi evreninden çıktı daha sonra başka evrenlerin yanından geçti. Geçişi devam ederken adam arkasına doğru baktığından bir sürü evren olduğunu gördü hepside ruhunun bedeninden ayrılmadan önce görmüş olduğu kar tanelerine benziyordu. "hiç şüphesiz." diye fısıldadı adamın ruhu. "Öldüm yada ölüyorum. Kışı severek ölüyorum..."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder